Jeni të regjistruar? Regjistrim

Keni harruar fjalëkalimin?

Keni harruar pseudonimin?

Faqja 1 prej 2 12 FundFund
Rezultatet 1 deri 10 prej 13

Tema: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

  1. #1
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    NASIL İNSAN OLURUZ

    Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz ?" diye sormuşlar.

    "Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:

    Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir, İnsanlığa attığın ilk adım budur...

    Sana kötülük yapanlara iyilik yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın.

    Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun.

  2. #2
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    ÇABUK ZENGİN OLMAK İSTEYEN ..


    İki altın arayıcısı, California'daki bir dağın yamacında canlarını dişlerine takmış çalışıyorlardı, iki aydan beri bir türlü ulaşamadıkları o son madenin peşindeydiler.

    Senelerden beri bu işle uğraşan Bill'de hiçbir bıkkınlık işareti yoktu. Fakat, bu yorucu çalışma, California'ya sadece gezmek için gelmiş olan Sam'ın canına tak etmişti. Bill ısrarla:"Yanımdan ayrılma Sam!" diyordu. "Bir gün mutlaka altın bulup zengin olacağız!"

    Sam ise "Kim bilir?" demekle yetiniyordu. Kazmayı her savuruşunda adaleleri kopacak gibi ağrıyor, sıcak güneş sırtını yakıp tutuşturuyordu. Akşama doğru, Bill birden bir sevinç çığlığı attı: "İşte Sam! Görüyor musun, altın tozlarını görüyor musun?" Sam parıldayan bir iki toz parçasına hoşnutsuzca bakarak "bir şeye benzemiyorlar ki" dedi.

    Ertesi gün, Bill ile Sam akşama kadar çalıştıkları halde çok az altın buldular. Sam artık bıkmıştı. Kulübeye döndükten sonra, elbiselerini değiştirdi ve Bill'e şöyle bir not yazdı: "Bill, bulacağın bütün altınlar senin olsun. Bu kadar çalışmayı kaldıramıyorum. Zengin olmanın herhalde daha kolay bir yolu vardır."Sonra, bir daha dönmemek üzere oradan ayrıldı.

    Bill, Sam'in yazdığı notu okuyunca sadece omuzlarım silkti ve işine döndü. Çok geçmeden bütün kaplarının dibinde tabaka tabaka altın buldu. Artık zengin olmuştu!

    Bir saat daha fazla çalışmış olsaydı, Sam de hemen oracıkta büyük bir servetin sahibi olacaktı. Ama o zamanda, dünya, Samual Langhorne Clemens'in, yani bir zamanların altın arayıcısı Sam'in, daha sonraları "Mark Twain" takma adıyla yazdığı paha biçilmez eserlerinden mahrum kalacaktı!

    Yani, sahip olduğumuz nimetlerin değerini ve şükretmeyi bilmeliyiz.... kulluk kulluk anlayacağımız...

  3. #3
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    HER ŞEY DE BİR HAYIR VARDIR

    Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itibaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü.

    Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:

    "Bunda da bir hayır var!"

    Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın başparmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:

    "Bunda da bir hayır var!"

    Kral acı ve öfkeyle bağırdı:

    "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?"

    Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.

    Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını fark ettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü olaylar geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.

    Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.

    "Haklıymışsın!" dedi.

    "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum.Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi."

    "Hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.

    "Bunda da bir hayır var."

    "Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.

    "Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir."

    "Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını düşünsene!!!..."

  4. #4
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    HEDEFİ GÖRMEYEN BAŞARAMAZ



    Florence Chadwick, hem Fransa'dan İngiltere'ye, hem de İngiltere'den Fransa'ya yüzerek Manş denizini her iki yönde geçen ilk bayan yüzücüydü. Bir ideali daha vardı. Catalina Adasından California sahiline kadarki 21 millik mesafeyi yüzen ilk bayan olmak istiyordu. Ama bu iş hiç de o kadar kolay olmayacaktı.

    Yılın en sıcak günlerinden 4 Temmuz'da bile, yüzeceği denizin suyu insanın bedenini uyuşturacak kadar soğuktu. Hava o denli sisliydi ki, yüzücü kendisine eşlik eden tekneleri zorlukla seçebiliyordu. Üstelik o bölgede köpek balıklarına rastlanıyordu.

    Florence soğuğa ve köpek balıklarına rağmen tam 15 mil yüzdü. Teknede bulunan annesi ve antrenörü "Başaracaksın! Az kaldı!" diye bağırıyorlardı. Televizyonlarının başında onu seyreden milyonlarca insan, başarısı için dua ediyordu. Sonra 5 mil daha yüzdü. Hatta California sahillerine sadece yarım mil kaldı. Teknedekilerin bütün teşviklerine rağmen kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Herkes hayal kırıldığı içindeydi. Sadece birkaç kulaçlık bir mesafe kalmışken, başarılı yüzücü vazgeçmişti.

    Florence Chadwick, daha sonra başarısızlığının nedenini şöyle açıkladı;

    "Önümde hiçbir şey göremiyordum. Karayı görebilseydim, başarabilirdim!"

    Onu durduran ne soğuk, ne on altı saat süreyle kulaç atmanın yorgunluğu, ne de köpek balıklarıydı. Başarısızlığına hedefini görememesi neden olmuştu!

    İki ay sonra, Florence yine denedi. Su yine soğuktu, köpek balıklan yine vardı, sis yine her şeyin üstünü örtüyordu. Ama bu defa Florence, sisin ardında bir yerde kıyının olduğunu düşünerek yüzdü hep. Sahili hayal ederek attı kulaçlarını. Ve başardı! "Catalina Kanalını" geçen ilk kadın unvanını kazandı. Hem de erkeklerin rekorunu iki saat farkla geçerek!

  5. #5
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    İNSANLARA DEĞER VERİN


    Kaba saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip utangaç bir tavırla rektör'ün bürosundan içeri girer girmez, sekreter masasından
    fırlayarak önlerini kesti... Öyle ya, bunlar gibi ne idüğü belirsiz taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi?
    Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. İşte bu imkansızdı..Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu.. Yaşlı kadın, çekingen bir tavırla; "Bekleriz" diye mırıldandı...Nasıl olsa bir süre sonra sıkılıp gideceklerdi.. Sekreter sesini çıkarmadan masasına döndü.. Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi.. Sonunda sekreter, dayanamayarak yerinden kalktı. "Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok" diyerek rektörü iknaya çalıştı. Anlaşılan çare yoktu..
    Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Sekreterin anlattığı tablo içini bulandırmıştı. Zaten taşralılardan, kaba saba köylülerden nefret ederdi.
    Onun gibi bir adamın ofisine gelmeye cesaret etmek, olacak şey miydi bu? Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti.
    Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard'da okuyan oğullarını bir yıl önce bir kazada kaybetmişlerdi. Oğulları, burada öyle mutlu olmuştu ki, onun
    anısına okul sınırları içinde bir yere, bir anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, bu dokunaklı öyküden duygulanmak yerine öfkelendi. "Madam" dedi, sert bir sesle, "Biz Harvard'da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner..."
    "Hayır, hayır" diyerek haykırdı yaşlı kadın.. "Anıt değil... Belki, Harvard'a bir bina yaptırabiliriz". Rektör, yıpranmış giysilere nefret dolu bir nazar
    fırlatarak, "Bina mı?" diyerek tekrarladı, "Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm yedi buçuk milyon dolardan
    fazlasına çıktı..."
    Tartışmayı noktaladığını düşünüyordu. Artık bu ihtiyar bunaklardan kurtulabilirdi.. Yaşlı kadın, sessizce kocasına döndü: "Üniversite inşaatına başlamak için gereken para bu muymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz, o halde?"
    Rektör'ün yüzü karmakarışıktı.. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktılar. Doğu California'ya, Palo Alto'ya geldiler. Ve Harvard'ın artık umursamadığı oğulları için onun adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular.
    Amerika'nın en önemli üniversitelerinden birini STANFORD'u.

  6. #6
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    İNANILMAZ GERÇEK


    Amerikan Adlî Tıp Derneğinin 1994 te San Diego da tertiplenen ödül yemeğinde dernek başkanı Don Harper Mills, aktardığı acayip bir ölüm olayındaki adlî komplikasyonlarla dinleyicilerini şaşkına çevirmişti.Kaderin adaletine dair ince bir nükte taşıyan bu yaşanmış öykü, sanırız sizleri de hayrete sevk edecektir.

    23 Mart 1994 te Ronald Opus un cesedini inceleyen adlî tabip, onun kafasından yediği kurşunla öldüğü sonucuna vardı.Müteveffa, on katlı bir binanın tepesinden, intihar niyetiyle aşağıya atlamıştı. (Umutsuzluğunu, geride bıraktığı bir notta açıklıyordu.) Ancak, dokuzuncu katın önünden geçerken pencereden gelen bir kurşun başına isabet etmiş, hayatı bu kurşunla sona ermişti. Apartmanın sekizinci kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmuş bir ağ vardı; ama bu ağın varlığını ne silahı çeken, ne de müteveffa biliyordu. Açıkçası, kurşun olmasaydı, Opus'un intihar girişimi başarılı olamayacak; zemine çakılmadan, sekizinci kattaki ağa takılıp kalacaktı. Bu durumu anlattıktan sonra, "Normal olarak," diye devam etti Dr. Mills, "intihar etmeye karar veren biri, mekanizma tasarladığı gibi olmasa da, bunu eninde sonunda başarır."

    Opus un dokuz kat aşağıda yere çakılmayıp da dokuzuncu kattan düşüyor olduğu anda başına gelen kurşunla vurulmuş olması, muhtemelen, onun ölüm modunu intihardan cinayete çevirmeyecekti. Fakat, Opus'un intihar girişiminin başarılı olmayışı, savcıyı elinde bir cinayet vakası olduğu düşüncesine itti. Silahın patladığı dokuzuncu kattaki odada yaşlı bir adam ve karısı yaşıyordu. Tartışıyorlardı ve adam kadını silahla tehdit ediyordu. Öyle sinirlenmişti ki, tetiği çekti; fakat mermi kadını ıskalayarak pencereden dışarı yöneldi ve Opus'a isabet etti. Bir insan A şahsını öldürmeye teşebbüs eder, fakat B şahsını öldürürse, o B şahsını öldürmekten suçlu sayılmalı idi. Savcının ulaştığı sonuç buydu. Dolayısıyla, dokuzuncu kattaki yaşlı adam, cinayetten suçluydu.

    Bu suçlamayla karşı karşıya kaldığında, adam da, karısı da çok şaşırdılar. Çünkü, tetiği çekerken adam da, karısı da silahın dolu olmadığından kesinlikle emindiler. Yaşlı adam uzunca bir süreden beri boş silahla karısını korkutmayı alışkanlık haline getirmişti. Bunu karısı da bilir, o yüzden adamın tehdidine pek aldırmazdı. Kısacası, adamın karısını öldürme kastı yoktu; silahın dolu olduğunu dahi bilmiyordu. Böylece, Opus'un öldürülmesi bir kaza oluyordu; silah kazara doldurulmuştu.

    Araştırmalara devam edilince, ölümcül kazadan yaklaşık altı hafta önce yaşlı çiftin oğlunu silahı doldururken gören bir tanık ortaya çıktı. Anlaşıldığına göre, yaşlı kadın oğlundan mali desteğini çekmişti ve babasının annesini silahla korkutma temayülünü bilen oğul, annesini cezalandırma kastıyla, babasının annesini vuracağını umarak, gizlice silahı doldurmuştu. Annesi ölecek, baba cinayetten suçlanacak, mallar oğluna kalacaktı. Artık olay yaşlı çiftin oğlunun Ronald Opus cinayetinden sorumlu olduğu noktasına gelmişti.

    Tam bu sırada savcının karşısına yeni bir viraj çıktı. Araştırmalara devam edilince, geçen altı hafta içinde anneyle babasının silahla tehdide varan bir tartışma yaşamamaları, dolayısıyla annesinin ölümünü bir türlü başaramayışı nedeniyle, oğulun umutsuzluğunun arttığı anlaşıldı.

    Bu, onu 23 Mart'ta on katlı binanın tepesinden atlayarak intihar etmeye itmişti. Ancak, ölümü planladığı gibi olmamıştı; dokuzuncu katın önünden geçerken babasının boş zannettiği silahı tetiklemesiyle annesine isabet etmeyip pencereye seken kurşunun kafasına isabet etmesi nedeniyle, Ronald Opus'un hayatı sona ermişti.

    Dosya intihar olarak kapatıldı.Düşünenlere ibret ola!...

  7. #7
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    BİR BEBEĞİN GÜNLÜĞÜNDEN



    5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

    Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

    19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

    23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim. Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya. Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

    27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

    2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

    12 Kasım: Ah evet. Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

    20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım.

    25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

    10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var. Anneme benziyorum galiba.

    13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız.. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

    24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı. Hiç duymadığım bir şey bu. Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka. Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

    28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne. Anne. Anneciğim. Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap. Anne. Kolumu çekiyorlar anne. Canım yanıyor anne... Anne. Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne. Anne kalbimi parçalıyorlar. Anneciğim. Anne. Anne. An.

    Ah! Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

  8. #8
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    ÇARIKLI KURMAY


    Soğuk bir kış gününde padişah, baş veziri ile birlikte tebdili kıyafet ederek halkının ne halde olduğunu, nasıl yaşadığını kontrole çıktı. Yolları üzerinde donmak üzere olan bir nehir kenarında aksakallı bir ihtiyarın bir işle meşgul olduğunu görüp yanına gittiler. Padişah selam verdi:
    -Esselamu Aleyküm ya pir-ü peder! Yaşlı adam gelenleri şöyle bir süzdükten sonra cevap verdi:
    -Aleyküm selam Cihana Server.
    - Ne iş yaparsın bu soğukta?
    - Deri debbağlarım efendim.
    - Altılarda ne yaptın?
    - Altıya altı eklemeden otuz ikiye yetiştiremiyoruz.
    -Geceleri kalkmadın mı?
    - Kalktım; ama ellere yaradı.
    - Sana bir kaz yollasam yolar mısın?
    - Siz gönderin icabına bakarız.
    Konuşma bu şekilde sona erdikten sonra vezirin şaşkın bakışları altında padişah ihtiyara veda edip yeniden yola koyulur. Vezir padişah ile ihtiyarın konuşmalarından hiçbir şey anlamamıştır. Sonunda dayanamaz ve padişaha sözlerin anlamını sorar. Padişah da , "0 kadar çok merak ediyorsan git öğren" der.

    İhtiyara giden vezir, onunla konuşmaya başlar:
    "Biz kılık değiştirerek, halktan biri gibi dolaşıyorduk. Sen benim yanımdaki adama 'Aleyküm selam cihana servet' diyerek, onun padişah olduğunu nasıl anladın İhtiyar açıklamak için bir kese altın istedi. Sonra devam etti:
    -Padişah gerçekten padişah gibi giyinmemişti, sırtındaki kürk eskiydi. Ama eskiliğine rağmen öylesine soylu idi ki anca bir padişah eskitmiş olabilirdi. Vezir:

    -Padişah sana altılarda ne yaptın? diye sordu. Sen de 'altıya altı eklemeden otuz ikiye yetiştiremiyoruz' derken neyi kastettin?" İhtiyar cevap vermek için bir kese altın daha aldıktan
    sonra devam etti:
    -Padişah bana altılarda ne yaptın? derken altı ay yazın ne yaptın da bu soğukta çalışıyorsun, demek istedi. Ben de ona 'Altıya altı katmadan otuz ikiye yetiştiremiyoruz' dedim, altı ay yaza altı ay kışı eklemeden, yani kışın da çalışmadan, otuz iki dişimize yetiştiremiyoruz, yani karnımızı doyuramıyoruz demek istedim." Vezir:

    -Padişah sana geceleri kalkmadın mı? Diye sordu Sen de 'Kalktım; ama, ellere yaradı' diye cevap verirken demek istedin?" İhtiyar bir kese daha altın aldıktan sonra yanıtladı:
    -Padişah bana geceleri kalkmadın mı? Demekle, Çoluk, çocuğun yok mu demek istedi. Ben de ona

    "Kalktım; ama ellere yaradı" derken, çocuklarım oldu ama hepsi kız, evlenince bana değil kocasına yardım eder oldular dedim. Vezir, pekâlâ padişah 'Sana bir kaz yollasam yolabilir misin?" demekle neyi kastetti? İhtiyar gülerek:

    -Sizi gönderdi ya efendim.

  9. #9
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    YUMUŞAKLIK


    Dilini göstermek üzere ağzını açan Chang Ts'ung "Dilim halâ orada mı?" diye sormuş Laotze'ye. "Evet" diye cevaplamış o da. "Peki, dişlerim yerinde mi?" "Hayır, onlar gitmiş" "Dil, yumuşaklığı sebebiyle kendini korumuş, dişler ise sertliği elden bırakmadıkları için tahrip olmuşlar. Öyle değil mi?"

    Hikmetin verdiği olgunlukla başını sallamış Chang Ts'ung

  10. #10
    Studjues nuk është i/e kyçur Anëtarë i Avancuar
    Data e Anëtarësimit
    21-03-2007
    Postimet
    860
    All-llahu të shpërbleftë
    22
    Falënderuar 290 herë në 133 Postime
    Rep Fuqia
    498

    Re: güzel, anlamlı, okuyup ibret alacağınız seçme hikayeler...

    MUTLULUĞUN SIRRI


    Bir tüccar, "Mutluluğun Gizi"ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış...

    Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş. Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış:

    Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.

    Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama "Mutluluğun Gizi"ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş. "Ama sizden bir ricada bulunacağım," diye eklemiş bilge. Delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvıyağ koymuş.

    -Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.

    Delikanlı sarayın merdivenlerini inip-çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.

    "Güzel, demiş bilge, peki yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşı'nın oluşturmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?"

    Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.

    "Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı," demiş ona bilge."Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."

    İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.

    "Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.

    Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. "Peki", demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi...

    "Sana verebileceğim tek bir öğüt var". "Mutluluğun Gizi", dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan...

Faqja 1 prej 2 12 FundFund

Tema të Ngjashme

  1. Allahım geri döndür 1"ibret dolu"- (Per ata qe nuk falin namaz)
    By Muharem Fazliu in forum Live Përmbajtje
    Përgjigjet: 0
    Postimi i Fundit: 22-10-2009, 20:58
  2. Ben ve Oruç (çok güzel bir yazı)
    By Studjues in forum Türkçe
    Përgjigjet: 0
    Postimi i Fundit: 21-01-2009, 19:38
  3. seçilmiş güzel sözler 8
    By Studjues in forum Türkçe
    Përgjigjet: 0
    Postimi i Fundit: 25-10-2008, 11:44
  4. seçilmiş güzel sözler 7
    By Studjues in forum Türkçe
    Përgjigjet: 0
    Postimi i Fundit: 25-10-2008, 11:43
  5. seçilmiş güzel sözler 6
    By Studjues in forum Türkçe
    Përgjigjet: 0
    Postimi i Fundit: 25-10-2008, 11:38

Bookmarks

Autorizimet e Postimit

  • Ju nuk mund të postoni tema të reja
  • Ju nuk mund të postoni përgjigje
  • Ju nuk mund të postoni shtojca
  • Ju nuk mund të editoni postimet tuaja
  •